• 14/1/2008 - ruhumuzun köprüleri...
Zordur köprüleri yakmak... Sıradan sabahların mahmurluğuna alışmışlar için, bir şafak vakti aniden geçmişinden ve bugününden vazgeçmek ve içinde her nasılsa saklanmayı başarmış bir yarın heyecanının kanadına tutunarak havalanmak cesaret ister. Kurulu düzen öylesine rahat, öylesine huzur doludur ki, ruhuna gömülü çocuğu, yıllarca kınında beklemiş keskin bir kılıç gibi uyandırıp dörtnala ileri atılmak, yaman bir karara dönüşür.
Zordur insanın onca zaman, bunca emekle kurduğu ne varsa hiçe sayıp, mağlup ama mağrur bir komutan edasıyla yeni seferlere niyetlenmesi... Bugüne yenik düşenler, yarını sadece hoş bir hayal olarak düşleyip, dünde yaşarlar. Bedel ödemeyi göze alanlar ise, yelkenleri atlastan gemilerle, arkalarında külden köprüler bırakarak meçhul bir istikbale doğru dümen kırarlar...
Yakılan sırat köprüsüdür. Geçer ve orada kalırsınız: cennetse cennet, cehennemse cehennem... dönüşü yoktur...
* * *
Clint Eastwood'un son filmi "Madison Kasabasının Köprüleri" çoğumuza bir kez daha ruhumuzun derinliklerinde saklanan o yakılası köprüleri hatırlattı. Hayatı, sohbetsiz sofralara yemek hazırlamaktan ibaret, kendi halinde bir ev kadınının günün birinde kapıyı çalıveren bir yabancıyla yaşadığı 4 günlük "yasak ilişki", içimizdeki şeytanın kapılarını çaldı. 40 yıl kendirli, kendinden bile saklamış bir kadının, 4 gün içinde kendisiyle tanışması ve 40 yıldır ıskaladığı bir mutluluğu bir "yabancı"da yakalaması, dünyanın dört bir yanındaki izleyicilere pek tanıdık bir duygu gibi geldi.
Sinema çıkışında ellerindeki küçük mendilleri gizli gizli göz pınarlarına bastıran hanımlarla, yaşlı gözlerini kara gözlüklerinin ardına saklamaya çalışan beyler, yasak bir
İlişkiye gözyaşlarıyla onay veriyorlardı adeta...
Yolboyu eşler birbirlerini yokladı, ihmal edilmiş heyecanlar çıkarıldı naftalinli sandıklardan... Kimi, köprüleri yeniden kurmanın yollarını aradı, kimi yakma vaktinin gelip de geçtiğini düşünürken...
* * *
Lakin zordur köprüleri yakmak...
Meçhul bir istikbal uğruna bugününden vazgeçmek korkutur insanları... Mazinin hatıraları taze, dostluklar sıcak, kurulu düzen güvenlidir. Nitekim filmin kadın kahramanı da kendi köprülerini yakmaktan son anda vazgeçer. Ruhunun köprüleri yerine, cesedini ateşe vererek, bir imkansız aşkı, küllerin buluştuğu öbür dünyaya erteler.
Köprüleri yakmak cesaret ister... ama siz kararsızlanırken köprünün karşısından ışıl ışıl yeni bir hayat umudu inatla gülümser insana... Bir elte bugünün yerleşikliğine tutunurken, öbürüyle yarın macerasına uzanmaya çalışır, arada çırpınır durursunuz.
Belki orayı bilmemek, bilmekten iyidir. Bilip de gidememek en beteridir çünkü...
* * *
Sinema çıkışında izleyicilerin düşünce balonlarında köprüler sallanıyordu. Eşler yolboyu birlikteliklerinin muhasebesini yaptılar, kimileri işi cesur bir hesaplaşmaya dönüştürerek, kimi kaygılarını dillendirmeye çekinerek...
Kimi evlerde eski aşklar tazelendi ve yeni köprüler kuruldu, ihmal edilmiş diyaloglardan... Kimi evlerde ise yeniden sohbetsiz sofralara dönüldü... Rahat oturma odalarının kurulu düzenlerine sarılanlar, heyecan dolu bir aşkı beyinlerinde büyüterek kaşıkladılar yemeklerini..
...ve ertelediler, ruhlarının köprülerini kavuracak bir heyecan ateşini; o ateşin ancak cesaretlerini yakacağı güne kadar...
can dündar
|
Paylaşanlar (yok) :: Sen de Paylaşır mısın? :: Bağlantı
|
• 14/1/2008 - Uzaktan Yaşanan Aşklar
Onunla internette tanıştınız ya da bir tatil köyünde... Gerçekten harika bir insan ama bir probleminiz var; başka bir şehirde ya da ülkede oturuyor... İlişkiyi sürdürmek isteseniz de ciddi zorluklarla karşı karşıyasınız. Bu zorlukları yenmek için neler yapmalı?
1- Güvenilir bir başlangıç yapın
Uzaktan yaşanacak bir ilişkiye girmeden önce sevgilinizin size karşı duygularında samimi olduğuna emin olun. çünkü, aranızdaki mesafe sebebiyle onun duygularını anlamanız zor olacaktır. En baştan emin olmanız daha sonrasında üzülmenize engel olur.
2- İletişim kurun
Modern iletişim yöntemleri artık, mesafelerin önemini tamamen elinden aldı. Ancak, telefon ya da internet bağlantısı parasını düşünmek zorunda kalmanız harika bir ilişkiyi yokuşa sürebilir. Bu yüzden ikiniz arasındaki tüm konuşmaları çok ucuza ya da bedavaya yapabileceğiniz bir tarife bulun.
3- Paylaşın
birbirinizden uzak olmanız çok şey paylaşmanıza engel değildir. Ona her gününüzü ayrıntılarıyla anlatın, patronunuzdan, öğretmenlerinizden, arkadaşlarınızdan ve ailenizden bahsedin. Bu aranızda somut bağlar kurulmasını sağlar.
4- Şaşırtın
İlişkinize rutinlere bağlamayın. Periyodik arama ve görüşme saatlerinden vazgeçin. İlişkini ateşini canlı tutmak için farklı oyunlar bulun. Ona bir mektup yazın, kart atın, sürpriz bir hediye alın, esprili mesajlar yollayın.
5- Ona güvenin
Bir ilişkide eğer sevgiliniz, kendisi size güven veriyorsa bundan daha büyük bir huzur yoktur. Ancak, tam tersi bir durumda özellikle araya mesafeler girdiğinde şüpheci olmamak elde değil. Şüphecilikten kaçının, onu uzaktan da olsa zorla takip etme çabalarınız sevgilinizi bezdirebilir. Ona en değerli şeyi; özgürlüğü verin.
6- Dürüst olun
mesafeleri aşmaya çalışmak bir müddet sonra size zor gelmeye başlayacaktır. Bu aşamada duygularınızı onunla paylaşın, onunkileri öğrenin. Dürüstçe yapılan paylaşımlar ilişkinizin süresini uzatacaktır.
7- Sözlerinizi tutun
görüşme planı yaptığınız günler için önceden de olsa iptal kararları almayın. En yakın arkadaşınızım doğum gününe ya da indirimlerin ilk gününde alışverişe gitmek gibi planlarınız olsa bile daha onunla buluşma zamanını konuşmadan alternatifler yaratın. Sevgiliniz ona zaman ayırmak istemediğinizi hissetmemelidir.
8- Değerini bilin
uzaktan da olsa paylaşabildiğiniz şeylerin, görüşebildiğiniz zamanların değerini bilin. Bunları en mükemmel hale getirmek için yaratıcılığınızı kullanın. Önceden ufak sürprizler hazırlayın, her dakikanızı değerlendirin ve ölümüsüzleştirin; bol bol fotoğraf çekin. Fotoğraflardaki gülümseme güzel bir aşkın kanıtıdır.
9- Geleceğe dair planlar yapın
Gelecekten konuşmak bir çift için birbirlerini sevip sevmediklerinin en büyük göstergesidir. Ayrı kaldığınız zmanlar için yaptığınız planlar size umut olacaktır. Mesafelere rağmen yaşanan ilişkilerin bitmesinin en büyük nedeni umutsuzluktur.
10- inanın
Moraliniz bozulup umutsuzluğa kapıldığınızda mesafelerin hiçbirşeye engel olamayacağını düşünün. Gerçekten birbirinizi seviyorsanız bu geçici bir durumdur. Ayrıca, yaşadığınız bu mecburi ayrılıklar birbirinizi daha çok özlemenize ve değerinizi bilmenize yardımcı olacaktır.
|
Paylaşanlar (1) :: Sen de Paylaşır mısın? :: Bağlantı
|
• 14/1/2008 - İlişkinize Neşe Katmanın Beş Yolu
Genellikle ilişkilere bizi mutlu etmelerini umarak başlarız. O insanın doğru kişi; geçmişteki hataları tekrarlamadığımız, en sonunda aradığımız aşkı, desteği, arkadaşlığı ve hayranlığı bize verebilecek kişi; olduğunu umarız. Her insanın umut ve beklentiler listesi vardır ve bunlar yerine getirilirken herkes mutludur.
İlişkilere bu tarz yaklaşım her ne kadar normalse de genellikle hayal kırıklığı getirir; çünkü mutluluk kısa sürelidir. Gelir ve gider. Öyle olmak zorudadır çünkü mutluluk koşullara bağlıdır. İşler iyi gittiğinde mutluyuzdur. İstediğimizi elde ettiğimizde, güneş parıldarken, diğerleri bize değer verir, patronumuz bizi onaylar, erkek arkadaşımız nihayet soruyu sorar, bunlar mutluluk anlarıdır.
Eğlence farklıdır. Geçici değildir. Gerçekleşmesi dış etkenlere dayanmaz. İşler zordayken, beklentilerimiz gerçekleşmezken de neşeli olunabilir. Neşe zaten hazırdır, kendimiz hakkında çoktan karar verdiğimiz olumlu bir yargı ve içinde bulunduğumuz dünyadır. İlişkilerimizin ve yaşamlarımızın sorumluluğunu almamızı sağlar.
Aşk hayatınızda ne kadar eğleniyorsunuz? Eğer eğlenceyi artırmak ve ilişkinizi her zamankinden güçlü yapmak istiyorsanız işte ilişkinizdeki eğlenceyi arttırmanın 5 yolu:
Hayal kırıklıklarınız için erkek arkadaşınızı suçlamayın Şunlardan hiçbiri tanıdık geliyor mu? "Eğer bana sadece hafta sonları çiçek getirseydi mutlu olurdum. " "Ben söylemeden sadece çöpleri çıkarsa bile ne kadar mutlu olacağımı bilmiyor mu?" "Eve geç geldiğinde ne kadar kızdığımı biliyor ama neden buna devam ediyor?" Bir ilişkideyseniz, duygularınızı partnerinizin gözleri önüne sermeniz kolaydır. Ancak bu kendi akıl sağlığımızı ve neşemizi bozmanın da en iyi yollarından biridir. Aynı zamanda karşımızdaki insanı küçümsemenin de en büyük yollarından biridir.
İlişkinizde daha fazla eğlence bulmak istiyorsanız, partnerinizin size karşı davranışları, size verdiği cevaplar sizi mutsuz mu ediyor bakın bu sizin cevabınızdır.Genellikle bu onun bir sorunu olduğu anlamına gelmez. Neşeyi bulmak ve suçlamayı açığa çıkarmak bir ilişkide sizi üzenin kendi beklentileriniz olduğunu nalmaktan geçer ve sıklıkla bunu anlamamız zordur. Sevgilinizden çok ağır istekleriniz olmazsa ama onu anlamaya ve kim olduğunu keşfetmeye daha çok zaman ayırırsanız, suçlama daha çabuk kaybolacaktır. Diğer insanların kendileri gibi olmaya ve kendileri böyle ifade etmeye hakları var. Tabii ki sizin için bu önmeliyse, sizin de bu isteklerinizi dile getirmeye ve nazikçe beklemeye hakkınız var. Gerçek verme sanatını keşfedin Birine gerçekten bir şey vermekle vermek ve karşılığında bir şey beklemek arasında dağlar kadar fark var. Gizliden gizliye karşılıklılık beklerken, bu yönelndirmeden başka bir şey değildir. Öte yandan, neşe gerçekten verme ile ilgilidir. Ciddi olarak vermeyi öğrendiğimizde, üzgün ya da kızgın olmamız mümkün değildir. Vermek kendisi başlı başına geri dönmesidir.
Gerçek verme iplerle bağlanmamış cömertliktir. Eşinize oun hoşuna gidebilecek şeyler vermektir, sizin hoşunuza gidecek değil. Bu karşınızdakini tanımaya zaman harcamak ve onun ihtiyaçlarını karşılamaya istekli olmak demektir. Bazı insanlar vermekten, güçsüzlüklerini hissetmekten ve aciz bırakılmış olmaktan korkarlar. Ancak tersi doğrudur. Ne kadar çok verirsek, o kadar çok sahip oluruz. Vermek bir tatmin veincelik duygusu uyandırır ve bu da neşenin gelişimini sağlar.
Fiziksel şeylerin dışında verilebilecek çok şey var. Eşiniz zaman ve dikkatten tanınma ve bir konuda haklı olduğunu hissetmeye kadar bir çok şeye ihyitaç duyar. Bu planı uygulamaya mı geçirmek istiyorsunuz? Eşinize verebileceğiniz her şeyin bir listesini yapın. Sonra sizin vermekten hoşlandığınız şeylerin listesini yapın. İki listeyi yan yana koyduğunuzda , vererek kendi ihtiyaçlarınızı tatmin edeceklerinizle eşinizi gerçekten mutlu edecekler arasında çok fark olduğunu göreceksiniz.
Karşınızdakini değiştirmeye çalışmaktan vazgeçin Gereksiz karşısındakini değiştirme ya da daha iyileştirme isteği nesenin düşmanıdır. Üstelik, bir kontrol konusu olduğunda ilişkide mücadeleyi de tetikler. Kadın erkek değişmediği sürece onu sevemeyeceğini hisseder. Erkek incinmiş, uygunsuz ve daha da kötüsü kendisinde bir şeyleri yanlış olduğunu hisseder. Değiştirmek isteyen karşısındakinin değişmesinin istedikçe onun geri çekilmesine ve reddetmesine neden olur, bu da değiştirmek isteyen için gitgide daha fazla sinir bozucudur. İşte “Beni yeterince sevseydin değişirdin.” lafı burdan gelir.
Bir ilişkide neşeyi bulmak karşısındakini olduğu gibi sevebilme kabiliyetinden gelir. Partnerlermiz dünyaya bize hoş görünmek ve bizi mutlu etmek için gelmemiştir. Büyümeli, gelişmeli ve keşfetmelidirler. Bu uzun ve zorlu bir süreç olabilir. Tabii ki partnerleirmizin kötü taraflarını sergileyecekleri zamanlar da olacak. Ancak değişimle ilgili en ilginç şey karşımızdakini ne kadar az zorlar ve onaylamamazlık edersek, karşımızdaki o kadar çabuk değişecektir çünkü bize direnmez.
Gerçekten dinlemeyi öğrenin Cömertçe vermekten söz ederken, birine bir şey vermenin dinlemeden güzel yolu yoktur. Çoğu zaman partnerlerimizn ne söylediğini duyarız ama nasıl dinleyeceğimiz konusunda bir fikrimiz yoktu. Dinlemek aklınızın içinden tamamen çıkarak orada karşınızdaki insanla beraber var olmanızdır. Bu kafanızın içindeki küçük sesi (şu sürekli yorum yapan ve bundan sonra ne söylemeniz gerekitiğini söyleyen) dinlemeyi bırakmanızı gerektirir. İçten konuşmayı bırakıp daha sessiz ve kullanılır olun. Diğerini dinlediğinizde, o an için, onlardan ne söylemeleri ya da nasıl olmaları gerektiğine dair bütün beklentilerinizi bırakır ve onlar için orda bulunursunuz. Bu verdiğiniz kocaman bir hediyedir. Aslında dinlendiğini hisseden kişi sevildiğini de hisseder.
Sabırlı olun Sabır günümüzün son teknoloji ve hızlının daha iyi olduğu dünyasında demode bir sözcüktür. Ancak, ilişkilerde gelişimi ya da neşenin oluşmasını acele ettirmenin bir yolu yok. Eğer doğru kısıma gelmeye çok hevesli iseniz, başlamak için iki yol var. Nasıl daha verici olacağınızı öğrenin ve daha iyi bir dinleyici olmak için çaba harcayın. Ancak bu her iki kısımda da ustalaşmak zaman ve sabır istiyor. O yüzden kendimizi şimdi olduğumuz gibi kabul etmek gerekli, sevilebilr ve kabul edilebiliriz. Eğer neşenizi artırmaya hazırsanız, eşinize ve onun hareketlerine verdiğiniz gücü salın ve hayatınızda neşeyi bulmak için olan sorumluluğunuzu geri alın. Souçlar şaşırtıcı olabilir.
Dr. Brenda Shoshanna
|
Paylaşanlar (yok) :: Sen de Paylaşır mısın? :: Bağlantı
|
• 8/1/2008 - Geç Kalmak veya Kalmamak Elinizde
Hatırlarsınız Fight Club filminde Brad Pitt bir dükkana girer ve dükkanda çalışan adamı dışarı sürükleyip, dizleri üzerine çökmesini emreder. Sonrada başına bir silah dayayıp “Az sonra öleceksin, ne yapmış olmayı dilerdin?” diye sorar... Şimdi aynı durumda siz olsanız ne yapardınız, neyi yapmayı arzu ederdiniz. Hiç düşündünüz mü bazen birçok şeye geç kalıyoruz, birçok güzelliği erteliyoruz.
Bir düşünün az sonra ölecek olsanız ne yapmış olmak isterdiniz?
Bununla ilgili Murathan Mungan’ın kaleminden güzel bir slaytı sizinle paylaşmak istiyorum: http://rapidshare.com/files/82157297/GECKALMAK_MurathanMungan.pps.html
Yukarıdaki kırmızı yazıyla yazılmış olan linke tıkladıktan sonra slaytı bilgisayarınıza kaydedebilmeniz veya açıp okuyabilmeniz için aşağıdaki yolu izlemeniz gerekli.
Karşınıza Rapidshare dosya indirme ekranı çıkacaktır.Resimdeki gibi "FREE" butonuna tıklayınız.

"FREE" butonuna tıkladıktan sonra biraz bekleyeceksiniz ve ardından karşınıza çıkan boş kutucuğa aşağıdaki örnekte olduğu gibi 4 harf ve/veya rakamdan oluşan kombinasyonu giriniz.

Download butonuna tıkladıktan sonra karşınıza aç, kaydet, iptal gibi seçenekler çıkacaktır. Bunlardan kaydeti tıkladığınız takdirde dosya bilgisayarınıza inmeye başlayacaktır, sadece okumak istiyorsanız aç demeniz yeterlidr. Kolay gelsin… |
Paylaşanlar (2) :: Sen de Paylaşır mısın? :: Bağlantı
|
• 8/1/2008 - Temizlik Yaptım Bugün

Temizlik yaptım bugün.. Hem de tüm benliğimde. Bütün kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanımı bile temizledim. En küçük yerlerine, kıvrımlarına girmiş, sinmiş tüm pislikleri attım. Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce. Görmenizi isterdim. Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış, inanmazsınız. Bağışlamayı yerleştirdim yerine özenle. Titizlikle her birinin üstüne ektim tohumlarını. Her yere, görebildiğim, göremediğim her yere serptim. Atarken kırgınlıklarımı, bakmadım neydi onlar diye. Geçmişimden de bir parça kalsın istemiyordum. Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanası. Bakmadım, merak da etmedim. Bağışlamayı ekerken tekrar kırılmaktan korkuyordum belki. Kıskançlığımı çıkardım. Meğer ben ne az kıskançmışım. Çok kolay oldu. Sevindim. Sanki kaybetmiş bir eşyamı bulmuş gibi oldum. Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde. Nasıl temizlerdim hiç bilmiyorum. Sıra korkularıma gelmişti. Çıkarmaya bile korktum önce. Ne de çok alışmışım onlarla yaşamaya. Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır, İçten içe bir sevgi nasıl duyulur anlayamadım. Yerini, toprağını sevmiş mor bir menekşeydiler. E... ne de olsa iyi bakmıştım onlara. Her gün yeni yeni korkular ekleyip, endişelerimle sulamıştım. Mutluluklarımı , ümitlerimi ne de çok ihmal ettiğimi anladım o an. Bu ilgiyi onlara verseydim, her gün onları düşünüp birer umut daha ekseydim; almadan verip, beklemeden sevseydim. Her şeyden önce içimdeki gücün ve sevginin daha fazla farkında olsaydım, böyle bahar temizliklerine ihtiyacım kalmazdı. Çok zorlandım korkularımla. Birbirlerinin içine halkalar misali girmişlerdi. Kenetlenmişlerdi adeta. Ama onları da sevgiyle çıkardım. . Bir bebek şefkatiyle , öperek, severek, okşayarak. ve onları yaşamaktan, hem de bir zamanlar bir kabus gibi yaşamaktan, pişmanlık duymadan çıkardım. . Kızsaydım onlara, bağırıp çağırsaydım. yine dönüp dolaşıp geleceklerini biliyordum. Güzel kokular geliyor içimden. . Saçlarım hep parlak gibi dururdu ama parlak değilmiş. . Ellerim her zamankinden daha yumuşak, . tenim hiç olmadığı kadar duru. . Bir su gibi sesim.
Temizlik yaptım bugün. . Bahar temizliği. Neşe ektim, hoşgörü, güven, sevgi ektim. . Almadan vermeyi, sevilmeden de sevmeyi, paylaşmayı ektim. . Sağlık ektim, bol sıhhat... Korkusuzlukları ektim alabildiğine... Saatlerce ektim korkusuzluğu... Çılgınlık ektim , doğallık. Sonsuzluk... Bağışlama ektim. Aşk ektim her hücreme. Coşku, heyecan, sessizlik ektim. Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana... Kabullenme ektim. Başeğme değil. Olduğu gibi kabullenme.
alıntı... |
Paylaşanlar (yok) :: Sen de Paylaşır mısın? :: Bağlantı
|
• 8/1/2008 - Can Yücel-Anladım
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım..
Fakat,hakkedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini avucuma koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş... |
Paylaşanlar (yok) :: Sen de Paylaşır mısın? :: Bağlantı
|
• 8/1/2008 - phantomman'a
Cevaplandıramadığınız sorular olduğunu dile getirmişsiniz. Evet, bazen beyninizin içinde tüm hızıyla cirit atan, cevapsız kalan sorular olur ama unutmayın ki; her sorunun birde cevabı vardır ve asıl cevap içinizde bir yerlerde saklıdır. Olumsuzluklar karabasan gibi üzerinize çöreklenmiş olsa da her zaman karanlık dehlizden içeriye sızan bir ışık vardır. Yeter ki yürümeye devam edin. |
Paylaşanlar (yok) :: Sen de Paylaşır mısın? :: Bağlantı
|
• 8/1/2008 - Umudum Gözlerin

İmkânsızlığı sevdim. Gözlerindeki nemin saflığını, gözyaşların duruluğunu ve iki dudağın arasında hayata hediye ettiğin nefesini sevdim.
Gözlerinden bir yudum nefes alıp alıp sana yazıyorum yine. Yürek mürekkebiyle yazılmış onca karalamaya inat seni yaşıyorum satırlarımda. Sen ve ben. İki ayrı kentin sabahında aynı güneşle uyanan iki sevdalı. İmkânsızlığın içinde, yokluğun acı nefesinde " aşkı " soluyan iki yürek. Boş ver gülüm. Suyla ateşin, geceyle güneşin birbirlerini sevmesi gibi imkânsız olsa da aldırma. Yağmuru dilenen kuru toprak gibi her sabah nefesini soluyorum ben. Güneşi bekleyen kuru yaprak gibi akşam kızıllığında seni bekliyorum. Biliyorum hiçbir zaman kapımı çalmayacak ellerin, hiçbir zaman ellerini tuttuğumda avuç içlerin terlemeyecek. Bırak bu dünya bize hasret borcu olsun. Hasretlikler hep demir parmaklıkların ardında kalsın. Kavuşmasın sırtlarımız birbirlerine. Değmesin dudaklarımız dudaklarımıza. Sevgi bu değil mi? Yokluğunda bile sevmeyi bilmek. Aşkı yücelten bu değil midir ki ?. Bak şehrime yağmur yüklü bulutlar konuk olduğunda ben seni ararım her damlasında. Saçlarımı ıslatan bir yağmur damlası kadar berraktır sevgin... Musluğu açıp avuç içlerime akan suyu delice içmek. Çünkü içtiğim sendin. Kana kana yüreğinin deryalarındaki nefesi içtim her defasında.
Gözlerim bağlı halde karanlıkta merdiven inerken hep senin sevdana yürür gibi emindim adımlarımdan. Başımı kaldırdığımda bulutlara kanat açıp gözlerinin içinde sıcak iklimleri gördüm. Dokunduğum her şey de ellerinin sıcaklığını aradım durdum. Oysa ellerini hiç tutmadım ki !.. Baktığım her noktada gözlerinin derinliğindeki umudu sevdim. İnan gözlerini hiç yakından görmedim ama hep seni yaşadım. Rüzgârın hep senin saçlarına ılık meltem gibi dokunduğunu bildim. Görmeden sevmeyi, dokunmadan hissetmeyi öğrendim.
Sen gülümsediğinde gecekondu pencerelerinde çiçekler açar. Her nefes alışında gökyüzüne nice yıldızlar kanatlanır. Yağan yağmur kadar bereketlidir gözyaşların. Engin denizlerin içinde sakladığı berraklık kadar yalındır bakışların. Ve saçların, rüzgâr bile kıyamaz saç tellerini savrulmaya. Biliyorum bu hasret mapusluğunda günleri saysam da, bu özlem her gün acılarımı kanatsa da ben seni sevdim. Yüreğinin içinde büyüyen bir çocuk gibi gözlerinde gülümsüyorum hayata. Ben seni gözlerinde biriktirdiğin düşlerle sevdim.
Seni sevdiğimden beri kuşluk vakti kıyamadığım gözyaşlarını kelebeklerin sırtında taşıyan bir yürek oldum ben. Gözbebeklerinden süzülen nemli yaşları baharların koynunda kuruyan çiçeklerin köklerine sundum her defasında. Öyle değerli ki ; gözlerinden süzülen yaşlar , imkanım olsa o nemli yaşlarınla çiçeklerin yüreklerini yıkardım..Seni sevmek böyle duru böyle yalın bir aşk.. Seninle her gece yıldızların sağanağında sana düşlerimi sundum. Bir an hayat yokuşunda yorulsam, kenar köşelerde değil ben senin yüreğinde " nefesini " soludum. Reyhan kokulu gecelere inat ben senin kokunla yetindim. Rüzgârın keman çaldığı ve yıldızların nağmelerle bestelere gebe olduğu vakitlerde hep seni düşledim. Sevgini soframdaki ekmek gibi bereket bildim. Ben senin gülen yüzünü sürdüm arsız yaralarıma. Uykusuz yüreğime ayazlar çivileri reva görseler ben senin sacların daldım rüyalara… Seni düşündüm zamanın ötesinde. İmkânsızlığı sevdim. Gözlerindeki nemin saflığını, gözyaşların duruluğunu ve iki dudağın arasında hayata hediye ettiğin nefesini sevdim.
" Bilir misin Nefesinde baharların soluduğunu? Bilir misin her gece, Yetim kuşların yüreğine dolduğunu? Bilir misin her gözyaşınla, Topraktan yeni filizler doğduğunu? Uzaklar da bir kadının, Senin her gülüşünde, Hayata sımsıkı tutunduğunu? Bilir misin ey yar?
alıntı… |
Paylaşanlar (yok) :: Sen de Paylaşır mısın? :: Bağlantı
|
• 8/1/2008 - Depresyon ve Bir Okuyucumuzun Açıklamaları
Birileri tarafından hayal kırıklığına uğratılmak, şiddet, cinsel istismar veya farklı konular gibi durumları yaşayan kişi, kendini koruyacağını düşünerek iki farklı ruh hali sergiler; ya tamamen içe kapanır, yada içindeki öfkenin oluşturduğu hırsla kendine zarar veren kişi veya kişilere aynı şekilde zarar verme gayreti içine girebilir. Bunu aşmanın öncelikle yolu anlayış ve sabırdır. Aile ve çevre faktörlerinin buradaki önemi oldukça yüksektir. Diğer konuda tıbbı konuda desteğin uygun bir şekilde tatbik edilmesidir. Aile+çevre+tıbbı destek bu üç unsur olması gerektiği gibi olduğu takdirde aşılamayacak sorun yoktur.
Şimdi aşağıda depresyon yaşamış olan bir okuyucumuzun söylediklerine kulak verelim:
“evet ben bunların hepsini yasıyorum yasadım da
ama en korkunç düşüncem şuydu birilerini yok etme duygusu
sanki bu kişileri yok edince hayatımdaki tüm olumsuzluklar bitecek gibi geliyordu ama su an çok şükür ki kendimi anladım ve tedavime başladım burada önemli olan hastaya konulan tanıdan ziyade doktorunun da yaklaşımı ve onu güçlü hissettirmesi her şeyden önemlisi onun var oluş sebebini bilebilmesi ben tek bir söz söylemek istiyorum yaşadığım yasadıklarım hiç kimsenin kaldıramayacağı kadar çok ağırdı tabi herkes kendince kendi yaşadığını her zaman çok fazla olduğunu düşünür herkesin hayat hikayesi farklı çünkü ben hem arkadaşlarıma hem de beni hayata bağlayan tek bir kişiye sonsuz teşekkürler ediyorum iyi ki varlar
her şeye rağmen hayat yasamaya gerçektende değer hepimiz bu dünyaya bir amaç için geldik bence buda tek kelime ile söyle açıklanabilir sabır denemesi ve sabrımız ölçülüyor inşallah muvaffakiyete kavuşuruz ben su an çok şükrediyorum ki bu rahatsızlığımı sevgiyle ve de neşemle kazandım hayata bakış acım çok değişti artık her şeye eskisi kadar çok üzülmüyorum her bir şeyi olumsuz değil olumlu yönlerini düşünüyorum umarım herkes bu depresyon illetine asla yakalanmaz çünkü sadece çeken bilir ne kadar pis bir rahatsızlık olduğunu çünkü seni o an hiç kimse anlamaz anlayamaz taki kendide ayni şeyleri yasayana kadar”
İsim veya rumuz belirtmeden bize duygularını ve yaşadıklarını anlatan bu okuyucumuzu canı gönülden tebrik ediyorum. Bu notu aynen buraya yazmak istedim çünkü inanç, neşe ve istekle aşılamayacak bir zorluğun olmadığını bizlere gösteriyor. Dilerim ki sizin bu umut dolu notunuz okuyan herkese örnek olur.
Size bundan sonraki hayatınızda huzur ve neşe dolu günler diliyorum.
|
Paylaşanlar (yok) :: Sen de Paylaşır mısın? :: Bağlantı
|
• 8/1/2008 - İtirafname
İtiraf, kişinin kendisiyle yüzleşmesi, bu durumu kabullenmesi, içiyle dışı arasında örülü ya da ördüğü perdeyi kaldırması, farkındalık düzeyini yükseltmesi demektir.
Burada hem bilme yetisi ve bilgililik hali hem de bilme aczi ve bilgisizlik hâli söz konusudur. itiraf etmek, kendinde olanı ve olamama hâlini açıkça göstermek demektir.
Herkesin anlatamayacakları vardır ama inanın içinizde durdukça sizi tüketecektir. Bunun için kimseye anlatamadığınız, ruhunuza ağır gelen konuları burada anlatabilir ve paylaşabilirsiniz. |
Paylaşanlar (yok) :: Sen de Paylaşır mısın? :: Bağlantı
|
|

Kategoriler

Bağlantılar
• Ana Sayfa
• Profilim
• Arşiv
|